Ümraniye’de Açmayan Menekşeler

Ümraniye escort Meryem, Ümraniye’nin Hekimbaşı Mahallesi’nde, betonla çevrili bir apartmanın bodrum katında oturuyordu. Penceresi yoktu, ama duvarda asılı plastik bir çiçek vardı: mor menekşeler. Onları her sabah silerdi; gerçek olmamalarına rağmen, toz birikir diye. Çünkü her şey sahte olsa da, bir kadının iç güdüsüne temizlik sinmişti bir kere.

Meryem 40 yaşındaydı. Sesi yumuşak, gözleri hep başka bir yere bakardı. Geçmişi soranlara “Köyden geldim,” derdi, ama hangi köyden, kimse sormazdı. Çünkü İstanbul’un bazı mahallelerinde insanlar hikâye dinlemeye değil, hikâyelerden uzak durmaya alışmıştı.

Geçimini temizlik yaparak kazanıyordu, ama her gün çalışmıyordu. Bazı günler iş yoktu, bazı günler o yoktu. Yorgunluğu bedenden değil, içten geliyordu. Çünkü onun için yalnızlık, susturulmuşş bir bağırış gibiydi: herkesin duyduğu ama kimsenin yaklaşmadığı.

Kırık Bir Masa, Sağlam Bir Cümle

Ümraniye escort Bir gün, çalıştığı evlerden birinin küçük oğlu ona yaklaştı. “Sen neden hiç gülmüyorsun abla?” diye sordu. Meryem, bir anda ne diyeceğini bilemedi. Sonra sessizce, “Unutmuşum galiba,” dedi.

O çocuk, başka günlerde de gelip yanında oturmaya başladı. Soru sormuyordu artık, sadece beraber susuyorlardı. Bir gün ona resim çizdi: bir masa ve bir vazo. Vazoda menekşeler. “Bu senin,” dedi. Meryem, yıllar sonra ilk defa gerçek bir şeye dokunmuş gibi hissetti.

Resmi alıp eve götürdü. Plastik çiçeklerin altına astı. Artık orası sadece bodrum değildi; küçük bir hafıza odasıydı. Kırık geçmişin arasında bir çocuk, ona fark edildiğini hissettirmişti.

Ve Meryem, bir sabah menekşeleri silerken hafifçe gülümsedi. Çünkü bazen bir tebessüm, bir insanın en büyük iyileşme çabasıydı.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir