Tuzla’da Kuruyan Eller

Tuzla escort Hatice, Tuzla’nın Aydınlı Mahallesi’nde, tersaneye yakın küçük bir gecekonduda yaşıyordu. Evinin duvarları rutubetle çatlamış, yerleri yer yer çöküktü. Ama içi düzenliydi. Yıllardır hayatı darmadağın olmuş biri için düzen, neredeyse direnmenin bir biçimiydi. 47 yaşındaydı. Ve son on iki yıldır, akşam güneşiyle birlikte işe çıkıp, sabah ezanıyla dönen bir hayat sürüyordu.

Tuzla’yı özellikle seçmemişti. Buraya ilk geldiğinde yanında biri vardı. Kocası değil, sevgilisi değil… Sadece onu para kazanacağı “yeni işine” hazırlayan bir kadındı. “Kurtulursun,” demişti ona, “biraz sabret.” Ama sabır, Hatice’nin içinden yavaşça çekilip giden ilk şey olmuştu.

Geceleri genelde liman çevresinde, tersane işçilerinin uğrak yerlerinde dolaşırdı. Onların bakışları alışılmış, temasları kısa, vedaları sessizdi. Ama en çok ellerini yıkadığı lavaboda kendi gözlerine bakmaktan kaçınırdı. Çünkü orada hâlâ geçmişi vardı.

Bir Ekmek, Bir Cevap

Tuzla escort Bir sabah eve dönerken yol kenarında yaşlı bir kadın gördü. Elinde iki poşet vardı, zorlanarak yürüyordu. Hatice yanına yaklaştı, “Yardım edeyim mi teyze?” dedi. Kadın önce baktı, sonra poşetleri uzattı. Birlikte sokağın sonundaki apartmana kadar yürüdüler. Kadın kapıyı açarken döndü:
“Senin elin neden böyle çatlamış kızım?”

Hatice cevap veremedi. Ellerine baktı; deterjan, sabun, soğuk hava… ama asıl kurutan utançtı. Kadın içeri girerken, bir ekmek uzattı. “Al, sıcak. Yeni aldım. Senin gibi ince birine lazım olur,” dedi.

O ekmek, Hatice’nin günlerdir ilk defa para vermeden aldığı bir şeydi. O sabah yemeğini tek başına değil, geçmişiyle birlikte yedi. Ellerini tuttu, ovuşturdu, sonra aynaya baktı. Belki hâlâ kendine ait bir yeri vardı hayatta.

Ve belki Tuzla, sadece gemilerin değil, yavaşça kendine dönen kadınların da kıyısıydı.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir